YOKSULUN ACISI BÜYÜK OLUR

Zenginlik çalışarak, ticaretle elde ettiği birikimlerini malla, mülkle geliştirerek üzerine yenilerini ekleyerek olunur. Ülkenin zor dönemlerinde yokluk çeken insanlar, günümüzde varlıklı insanlar oldularsa, yokluğun tecrübesine bağlıdır. Yoksul insanlarında tecrübeleri ve dağarcığında yüzlerce anlatacakları hikâyeleri vardır. Bunlardan biriside Garip Mevlit Çetin dayıdır. İstanbul Kasımpaşa da Susuz Şahap derneğinde karşılaştık. Tanıştık, güzel sözler ve kendi şiirlerini dinledim. Yöresel halk diliyle geçmiş anılarını anlatırken kendini olayın merkezinde buluyor, gözlerinden boncuk, boncuk yaşlar akıyordu. Beni çok sevmişti. Bana “Âlim Süleyman” diye de ad bile takmıştı. Birden kahveciye dönerek “Hocama kahve, bana da bir çay yap usta…” dedi. Karşı koymama rağmen “ -Sen karışma benim içimden böyle geliyor.” Bir an sessiz kaldık ikimizde.

Garip Mevlit Çetin aklına gelen anısını başladı anlatmaya. “­- Benim doğduğum yer, Akseki kazasının Susuz Şahap köyüdür. Bizler yoksul ailelerin çocuklarıyız? Bir tarafımız Konya, diğer tarafımız Antalya. Toros dağları, yayladır yerimiz. Her ikisinin ortasında kıraç topraklar bizi ne kadar beslerse bizde o kadar beslenirdik. Babam 1950 yıllarında yol çalışmasına gitti. Yol boyu çalışmasına gitmeyenler Altı lira ödemek zorundaydı. Bizim köyden bir kaç hanede bu para bulunurdu. Bizim bir yamalığın ipini çeksen, beş yamalık birden düşerdi. Açlık, yoksulluk bit ve pireleri bize yatak arkadaşı yapmıştı. Babam yol boyu çalışması sırasında, dinamit patlaması sonucu bir gözünü daha sonrada hayatını kaybetti. Ben On İki yaşlarındaydım.

Rahime anam Altı kız kardeşim, ben ve yaşlı hasta anneannem, annemizin eline baka kaldık. Tarlalardan başakçılık, başka köylerden yardım isterdik. Dilenmek zorumuza gitse de Dokuz nüfusu bir kazan doyurmuyordu. Açlıkla da insan terbiye olmuyordu.”

Çayını içen Garip Mevlit Çetin ( Hocam valla kahveni soğuttun. Bırak not almayı kahveni iç.) (İçerim be Mevlit dayı sen kendini üzme.) Kaldığı yerden anlatmaya aynı heyecanla başladı.

“Bulunduğumuz köyün çevresinde tuz bulunmazdı. Bir çuval tuz için köylü toplanır Konya da ki tuz gölüne giderdik.  Eşeklerle Otuz gün de gider, Otuz günde geri dönerdik. Bir tek tuz için gitmezdik. Yol üzerinde ki köylerden yardım isterdik. Un, bulgur, buğday, nohut, mercimek, ekmek gibi ihtiyaçlar ister, köylülerde verirlerdi. Kimileri fakir diye verirdi, kimileri de dilenci gözüyle bakardı. Açlığı ve yokluğu yaşamayan bunları bilemez. Rahmetli annem topladığı ekmekleri kurutur torbaya koyardı. Bir çeşme başına geldiğimizde ekmek kurularını suya doğrar yer, karnımızı doyururduk. Patates tarlalarında ki beğenilmeyenleri, yarıkları toplardık. Ekin tarlasında dökülen buğday başaklarını tek, tek toplar, kışa hazırlık yapardık.”

Derneğe gelip gidenlere selam verip hal hatır soran Garip Mevlit dayı zayıf vücuduyla gülen yüzünün üzerinde ki beyaz sakalıyla herkesin sevgisine, saygısına talip gözüküyordu. Konuşurken sözcükleri seçerek konuşuyor, arada birde güzel söz ve şiir eklemeyi ihmal etmiyordu. Bana dönüp (nerde kaldık hocam!) sözüne gülümseyerek cevap verdim.

 “Susuz Şahap köyünden ben, annem, Köle Mehmet, Çolak Ramazan, Adıgüzel, Doğrulu Ahmet, Cennet hala köylerden topladığımız buğday, un, bulgur, yarma, ekmek eşeklerin sırtında bizimle beraber köy, köy geziyordu. Çeçeler köyüne gelmiştik. Ben On İki yaşlarında gördüğümü hafızama iyi kaydediyordum. Çeçeler köyü ağası kervanbaşı Omar Çavuş, anamı görünce; (- Rahman kadın sen nereye gidersin?) Anamın rengi atmış, ezikliği ve hayat zorluğu kelimelerine yansımıştı. Anam; ( – Sen bilmez misin benim gittiğim yeri! Cehenneme giderim.) Omar; ( – oy ölem Rahman sana bir şey mi dedim de böyle kızarsın?)  Çeçeler köyünde fazla durmadan yola koyulduk. Seydişehre yakın Okluk belinin dibine yaklaşmıştık. Eşeklerin yükü ağır, hayvanlar köpük, köpük kan ter içindeler. Bizim yaya çıkmaya gözümüz kesmez. Doğrulu Ahmet Çolak Ramazana; ( – Ramazan kardeş hayvanların yükünü hafifletelim. Yüklerimizi burada bir eve emanete bırakalım dönüşte alırız?) Çolak Ramazan ( Benim eşek yiğittir. Okluğun belini çıkar.) Bele dayandık birkaç dönemeç döndük eşekler tamamen kesildiler. Rampada duran eşek, geride dönemez ki? Çolak Ramazan’ı bir korku aldı. Söz tutmamanın bedeli ağır olacak gibi düşünüyordu. Eşekten çok Ramazan zorlanıp duruyordu. Çolak Ramazan ; (- Ulan eşek beni mahcup etme, sen bu yokuşu çık senin kıçından öpeceğim.) Hayvanlara nefes aldıra bağıra, çağıra yokuşu çıkarttık. Eşeklerde bizlerde cenkten çıkmış gibi yorulduk. Bir çeşmenin başında mola verdik. Hayvanların yükünü boşattık. Terlerini bezlerle silip, cayırlıkta ki otlara salıverdik. Bir yandan da azığımızı çıkartıp güzel bir sofra kurduk. Doğrulu Ahmet, Ramazana;( Çolak Ramazan eşeğe söz verdin, kıçını öpecektin tut bakalım sözünü?)  Ramazan;( sözümden mi dönerim, öperim yiğit eşeğin kıçını ne yani?) herkes Ramazanı izlemeye başlar. Ramazan eşeğe yaklaşır, önce boynunu boğazını okşar. Hayvan yorgunluktan bitkin, halsiz kalmıştı. Ayrıca isaldır. Ramazan hayvanın kıçını kaldırıp tam öpecekken hayvan isallı dışkılığını Ramazan’ın yüzünü yem yeşile boyar. Seyredenler gülmekten yerlere yuvarlanıp, olanca sesiyle kahkahalar atıyorlardı. Çolak Ramazan elini yüzünü çeşmede yıkadı geldi. Bizim tüm yorgunluğumuz gitmiş, yaşama bin kat daha sıkı bağlanmıştık. Bu olay yıllarca çevre köylerde söylenip durdu. O yokluk günleri gitsin de bir daha geri gelmesin. Savaştan yeni çıkmış, geçleri şehit, bazıları gazi olmuş bir ülke düşünün. Geride kadınlar, çocuklar, yaşlılar kalmış. Bunlar kalkındıracak ülkemizi. Başta atamız Atatürk olmak üzere, zoru başaran Cumhuriyetimizi kuranlara binlerce rahmet olsun.  Hocam şu şiirimi de yazarsan sevinirim.  Dokuz yetimle kaldı Yirmi Beş yaşında. Toprak serpilseydi, ot biterdi başımda. Herkes eşekli atlı, anam ise yaya. Dayan gönül dayan, sevda yürekte yanan .”

Garip Mevlit Çetin (Şubat-1936) Seksen Dört yaşında olmasına rağmen her tarafından yaşam kaynağı varlığını hissettiriyordu. Vedalaşıp ayrılırken beni kapıya kadar uğurladı. Sebebini sorduğumda ( bir adım gelene Yedi adım yolcu etmek adettendir.) diyerek beni onurlandırdı

Garip der ki gör takdirin işleri.

Dökülmüştür kirpikleri kaşları.

Başuçlarında heceli taşları,

Toprak olmuş nice canlar yatıyor…

Süleyman Erkan – Susuz Şahap Derneği Kasımpaşa