Hubyar Ocağı dedelerinden Erdoğan Sezer toplumsal hoşgörüye, adalete, iyiliğe, doğruluğa, dürüstlüğe, doğa sevgisine ve toplumda  sağ duyunun, huzurun artması için neler yapılması gerektiğine ilişkin bir yazı kaleme aldı.

Adaletin, eşitliğin, demokrasinin, hoşgörünün, sevginin dürüstlüğün kadın-erkek eşitliğinin, toplumsal huzurun ve refahın gelişmesine yönelik toplumun nasıl hareket etmesi gerektiğine ilişkin  Hubyar Ocağı dedelerinden Erdoğan Sezer bir yazı kaleme aldı.

Sezer’in ele aldığı yazının tamamı şöyle:

“İnsan kendine laik görmediğini düşmanı dahi olsa laik görmemelidir. Karşınızdaki düşmanınız dahi olsa insan olduğunu unutmamalıyız ona göre yaşamalıyız.

Hakkın huzuruna kul hakkı ile gitmeyin. “Nasıl gelirseniz gelin ama kul hakkı ile gelmeyin” diye hakk buyurur. Eline, beline, diline sahip ol. Kimseyle alıp vereceğiniz kalmasın. Hak divanında alnınız açık yüzünüz ak olsun. Doğru dürüst, iyi huylu, mert gerçek erenler safına katılmış İnsan-ı kâmil olun. Halk sizden hoşnut razı olsun ki Hak da sizden hoşnut ve razı olsun.  İnsan olarak  birbirinizi seviniz.

Bilim hoşgörü, iyilik, konukseverlik, doğruluk, dürüstlük, sevgi sahibi olunuz. Gönül kırmayın, öfkenizi yenin. Her düşünceye ve inanca saygı duyun. İyi şeylerle sevinç duyun, sıkıntıları da güler yüzle, sabırla göğüsleyin. Nefsinizle savaşmak en büyük ibadet ve sevaptır. Nefsinizi yenmek hakk için kazanmaktır.  Nefsini yenemiyen şeytana hizmet etmektir.

Gündüz istekle dünya işine gece aşkla ahiret işine  ibadetinizi yapınız. Göründüğünüz gibi olun olduğunuz gibi görünün içiniz ve dışınız bir ve temiz olsun, kul hakkına el uzatmayınız.Gözünüzle görmediğinizi ve kulağınızla duymadığınızı söylemeyiniz. Gördüğünüzü örtün, görmediğinizi söylemeyin. Kendisini arıtmayan başkasını arıtamaz. Hem arıtan hem arıtılan olun..

Kul hakkı yememek doğaya sevgi ile bakmak yaratılanı yaratandan dolayı sevmek barış ve dostluk sevgi ve paylaşımı eşitliği yardımlaşmayı pekiştirmek için tanrı ile hoşnut razı olmak için ibadet yapmalıyız.

İnsanın ibadetindeki amaç insanın nefsini yenmek ve tanrı sevgisi ile donanmak olmalıdır. Hakk sevgisi insanın kendisini ve kainattaki diğer varlıkları sevmesi  ve kin hırs ve nefretten arınıp nefsini temizlemekle  ve tanrı korkusunu yenmekle olur.

Yaşamın amacı sevgi barış kardeşlik ve dostluk ve eşitlik içinde yaşamak olmalıdır.  Bu mutlu yaşama geçmenin yolu nefsini yenmekten geçtiğini kavrayarak  yaşatmaktan olur. Haksızlıklar ve kötülüklerle savaşmak  insanın en büyük ibadeti olmalıdır.

Tanrıya ulaşmanın yolu insanlarla  canlarla bir olmadan hakka kavuşulamaz.  Hakkın sevgisini kazanmadan insan sevgisini kazanamazsın . İnsanlığın amacı toplumda sevgi dostluk ve  barışık yaşamı sağlamak hem de kişinin nefsini kontrol altına alıp inanç öğretisi ile ruhsal değerlerini yüceltecek. hiçbir canlı incinmeyecek, bağışlayıcı olacak, helal kazanç sağlayacak, kendisinin ve ailesinin kursağından haram lokma geçmeyecek, hatır gönül yıkamayacaktır. Ve nefsini öldürmüş olacak. İşte burada insan nasıl kendini yaratanı unutmuyorsa kendisini dünyaya getiren kadınları da unutmamalıdır.

Doğadaki yaşamda  ata erkillere ana erkiller bir lütuf ve emanet nimettir. Ata erkiller gök yüzünü temsilen Ana erkiller yer yüzü temsilen var olmuştur yer olmadan gök olmaz kadınlarımız olmadan erkeklerimiz olmaz çünkü bütün erkekler kadınlardan dünyaya gelmiştir .Bir yeriniz acıyınca yaratandan önce vay anam diyorsanız kadınlarımız analarımız da bir yaratıcıdır. Bizleri hayata taşıyan ve kazanan yetiştiren kadınlarımızdır kadınlarımız bizi önce karınlarında taşırlar sonra kucaklarında taşırlar ve sonrada gönüllerinde taşırlar . bu üç taşıma aşaması sevgi bağından yaratıcılıktan gelmektedir.

Gönül sevgisinin olduğu yerde ne darp ne şiddet nede zulüm sığar. Peygamberimiz Muhammed Mustafa ne buyurmuştur kadınlarını inciten Haticeyi, Kübra’dan  Fatimeyi Zehra dan şefaat görmez diye buyurur. Kadınını inciten insanın hiçbir zaman ibadetinin kabul olmayacağını düşünmeliyiz. Çünkü cennet onların ayaklarının altındadır. Kadınların mutluluğunu kendimize bu dünyada cennet ve onlardan dünyaya gelen evlatlarımızda o cennetin gülleri olarak kabullenmeliyiz.  Kopan gül hiç bir zaman gül açmaz koku saçmaz.”