Geçtiğimiz günlerde İzmir’den başlayarak bazı illerde Kızılbaşların evleri işaretlendi. İlk olarak İzmir’de yaşayan Kızılbaş bir ailenin kapısına ‘Defol Alevi’ yazısı yazılarak çarpı işareti konuldu. İzmir’in Gaziemir ilçesine bağlı Yeşil Mahallesi’nde gerçekleşen bu olayın yeri tesadüf olarak seçilmemişti tabi ki buna özel olarak değinilmeli. Ardından çok zaman geçmeden Mersin’de Kızılbaş ailelerin çoğunlukta olduğu bir mahallede bazı evlerin duvarlarına çeşitli tarihler yazıldığı fark edildi.

Bu iki olay aslında tekerrürden ibarettir. Öncelikle bunu ortaya koymalıyız. Bu yaşananlar tarih boyunca Kızılbaşlara yönelmiş saldırıların en bilinenlerden biridir. Aslında Kızılbaş toplumunun katliam tarihinin en derin izidir ev işaretlemeleri. Tesadüf değildir sürekli gündeme gelen bu işaretlemeler. Bu olayları örgütleyen güçlerin yapmak istedikleri aslında çok açık; Kızılbaşların bilinç altına yer edinmiş katliam korkusunu bir şekilde diri tutmak istiyorlar. İktidar ve güç kim olursa olsun. Kendilerine muhalif gördükleri Kızılbaşları her dönemde yok etmek ya da sindirmek istiyorlar. Güçleri olsa, toplumun bilinç seviyesi ile biraz daha oynayabilseler yeni Maraşlar, Çorumlar ve Sivaslar yaratacaklar. Ama iletişim çağının getirdiği bu bilinç seviyesi iktidar erkinin geri adım atmasına sebep oluyor. Durduruyor mu? Hayır. Kesinlikle sistemin durmak gibi bir düşüncesi hiçbir zaman olmadı. ‘Katledemiyorsam korkuturum’ şiarıyla sürekli yeni planlar devreye sokulmak isteniyor.

Bu yazı da iki önem(siz)li açıklamayı ele almak gerektiğini düşünüyorum. Birincisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İzmir’de yaşananların ardından yaptığı açıklama. Erdoğan açıklamasında; “Türkiye’de bizim devlet olarak yönetim olarak böyle bir problemimiz yoktur. Bu kapılara işaret koyanlar en yakın zamanda yakalanıp bunun hesabı sorulacaktır. İnsanlarımız arasına nifak tohumu ekmelerine fırsat vermeyeceğiz. Bu tarz girişimlere karşı uyanık olmalıyız” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan devletin tek adamı sıfatıyla bu açıklamayı yaparken, hemen hemen aynı anlara denk gelen zamanlarda İzmir Emniyet Müdürlüğü evi işaretlenen aileye bunun sarhoşların veya çocukların işi olduğunu söylüyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Devletin başı ‘nifak tohumu ekmek isteyenler’ deyip karanlık güçleri işaret ediyor, emniyet ise ‘sarhoş, çocuk’ diyor. Kim doğru söylüyor ya da kim yalan konuşuyor. Bu açıklamalar aslında bir şeyin göstergesi. Abiler evet oyunu iyi kurmuşunuz ama bari açıklamalarınız tutarlı olsun. Çok belli ediyorsunuz kendinizi, her şey buradan çok net görünüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve dolayısıyla sistemin aslında Kızılbaşlarla ilgili bir hassasiyeti yok. Sistem her daim Kızılbaşları öteki ve marjinal olarak görmüş ve bundandır ki böyle operasyonlar planlanmış. Bu sözlerin boşuna sarf edilmediğini birçoğumuz biliyoruz. Çok ikilemde kalıyorsak, Erdoğan’ın Kızılbaşlarla ilgili yaptığı açıklamaları incelemek yeterli. Başlı başına ‘Alisiz Alevilik’ söylemi dahi aslında bakışı ortaya koyuyor ya da diyanet işlerinin girişimleri. En yakın zaman da Samsun’un Atakum Belediye Meclisi’nde CHP’li üyelerin Pir Sultan Abdal Derneği’ne ait ve imarda dini tesis alanı olarak görülen cemevinin ‘ibadethane’ olarak kabul edilmesi teklifi, ‘cem salonu’ olarak değiştirilerek kabul ediliyor. Bu karar ise AKP – CHP ittifakının oyları ile geçiriliyor. Hala Kızılbaşlara ait ibadethanelere tahammül edilmiyor. Tüm bu sebeplerden sistemin Kızılbaşlara bakışı açığa çıkıyor.

İkinci olarak ise Mersin’de yapılan işaretlemelerden sonra valinin yaptığı açıklamalar çok dikkat çekici. Valiliğin yaptığı yazılı açıklamada “Yeni Bir Umut Engelli ve Kimsesizler Lösemi Eğitim Kültür Yardımlaşma Derneği İktisadi İşletmesi adına yardım toplayan Ö.U. isimli bir bayan şahıs tarafından tarihlerin yazıldığı tespit edilmiş, ilgili bayan da verdiği ifadede gezdiği bölgelerle, girdiği bina ve daireleri karıştırmamak ve tekrar girmemek amacıyla küçük yazılarla zil butonlarının yanlarına tarih attığını beyan etmiştir. Şahısla ilgili gerekli adli işlem yapılmış, olayın herhangi bir ideolojik boyutunun olmadığı tespit edilmiştir” deniliyor. Ne kadar büyük tesedüf değil mi bu iki olayın da üst üste gelmesi. Yaşanan bu olayın o civarda sadece Kızılbaşların yoğun yaşadığı bir mahallede gerçekleşmesi her ne olursa olsun İzmir’de yaşanan işaretlemeden farksızdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bahsettiği ancak kendi polisinin ve valisinin reddettiği güçlerin saldırısıdır.

Kızılbaşların daha önce de evleri işaretlendi, nefret söylemlerine maruz kaldılar ve her seferinde bireysel olduğu ifade edildi. Gaziemir’de yaşanan olay da bireysel bir duruma indirgenmeye çalışılıyor. Fakat bu bireysel değil, bir topluma, halka karşı işlenen nefret suçudur. 6-7 ay önce benzer bir durum Manisa’da yaşandı. Bütün bunların artmasının nedeni sistemin kafasını kuma gömmesindendir. Diğer tarafta ise aslında sorgulanması gereken bugün Kızılbaşlara karşı yapılan saldırılar değil, esas sorgulaması gereken sistemin ta kendisidir, kurulduğu günden bu yana ısrarla kızılbaşları tanımayacağını beyan eden anlayıştır. Şayet Kızılbaşların anayasa tarafından hakları tanınıp güvence altına alınmış olsaydı bugün ve bundan daha önce yapılan saldırıların hiç birisi de olmayacaktı.

Fakat Kızılbaşlara karşı yapılan saldırıların sadece bununla sınırlı olmadığı sistematik bir biçimde süre geldiğini biliyorum çünkü burada Kızılbaş toplumuna dayatılan ‘ya bize benzeyeceksiniz ya da sizi benzeteceğiz’ demek istiyorlar. Fakat Kızılbaş toplumu bunu yapmalarını bugüne kadar kabul etmediği gibi bundan sonraki süreçte de kabul etmeyecektir. Doğru anlaşılmalıdır. Çünkü İzmir’de yaşananların ardından verilen tepkiler de çok ilginçti. Toplumun çok farklı kesimlerinden tepki geldi. #ALEVİYİM hastagi ile yapılan paylaşımlar gelişen iletişim çağının bir göstergesi. Bu tepkiler sayesinde Kızılbaş toplumunun yalnız olmadığı görülmekte. Başka bir açıdan bakarsak bu toplumda hiç az yer kaplamadığımızı görürüz. Asıl ilgi çekici olan ise İzmir’de evi işaretlenen ailenin işaretin üzerini gül resmi ile kapatması. O gül siyah renkte de olsa aslında bütün güzellikleri içinde taşıyor. İşte bizim yüz yıllardır gelen geleneğimizin kodlarında bu yazıyor. Ya sizde?

Diğer taraftan geçtiğimiz haftalardan bu yana gündem olan Kars Sarıkamış’a bağlı Aşağısallıpınar Köyü’ne kaymakamın hizmet getirme sözü karşılığında cami yaptırılması konusu Kızılbaşlara yapılan sistematik saldırılardan bir diğeri. Toplumdaki onca tepkiye rağmen bölgede bulunan Kaymakamlık idaresinin geri adım atmamasının ardında da karanlık güçler var.

Topyekun bu yaşananlar sorgulandığında ortaya içler acısı bir durum çıkıyor. Sistem yüzyıllardır sürdürdüğü baskıyla bugün inancı yok ederek ya da katliam hafızasını canlandırarak gözümüze sokmak istiyor.

Biz Kızılbaş toplumu bu topraklardan silinmek isteniyoruz. Ama bilinmeli ki bizi bu topraklardan ne Yezit, ne Yavuz ne de Hınzır Paşalar silebildi. Bilinsin ki bizim pirlemiz, atalarımız ve ulularımız bir feda geleneğiyle bugünlere getirdi bizi. Pir Seyit Rıza’nın sözleriyle yazımı sonlandırıyorum…

“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun.’

Ahmet GÜDEN