“Bundan seksen yedi yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda infaz edildiler.

“Dersim demek; Seyit Rıza demektir. Seyit Rıza ve arkadaşları mezarsızken, Dersim’in hakikati devletin arşivlerinde hapsedilmişken yalnızca   Dersim’de yaşananların katliam olduğunu kabul etmek yetmez.

“Gündemi değiştirmek için değil, katliamcı, tek tipçi zihniyeti mahkûm etmek için özür dileyin.
“Derin yaralarımızı rakiplerinizi köşeye sıkıştırmak için kullanmayın, yaralarımızı saracak adımları atın.
“Hakikatin topluma ulaşmasının önündeki engelleri kaldırın; Seyit Rıza ve arkadaşlarının devletin arşivlerinde hapsedilen akıbetlerini açıklayın.
“Naaşları ailelerine teslim edin. İnkarcı, asimilasyoncu zihniyete son verin.”

Dersim bir ağıt. Tepeden tırnağa bir ağıt. Acısı çok büyük, yarası çok derin. Bu acıyı dindirmek için daha çok konuşacağız, yazacağız, yüzleşeceğiz. Ta ki söylenmedik bir söz, anlatılmadık bir anı kalmayıncaya kadar. Ta ki Dersim’in kayıp kızları bir bir kapımızı çalıp Zarife, Bese olarak Dersim dağlarına dönene kadar. Zarife’ler, Bese’ler Munzur kıyılarında Zazaca oyun oynayana kadar…”
Zulme baş kaldırmanın, baskıyı kabul etmemenin, kendisi olarak yaşamayı istemenin ayıp olmadığını hatırlayarak, “Dersim’in direnişçi özüyle uygulanan katliamı yan yana görebilmeliyiz. 38’den bugüne devam eden kimliksizleştirme politikalarına bugünde direnirsek ancak katliamla yüzleşiriz. Dersim’i sadece 38’le sınırlarsak yüreğimizdeki acıyı dindiremeyiz. Bu yüzleşme Munzur özgür akıncaya kadar devam edecek”

Yasalara uydurmak için 78 yaşındaki Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek 54’e indirilirken 17 yaşındaki oğlu Hüseyin’in yaşı 21’e çıkartılır. İdamdan önce  Seyit Rıza’ya son sözü sorulur ‘Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz’ der.  “Oğlunu da asacağız” derler. Daha önce   çatışmaların birinde  oğlunu yitirerek  evlat acısını yaşayan ve  « Mı kılitê kou kerd vind » (Ben dağların anahtarını yitirdim) diye yakaran Seyit,  O  zaman beni oğlundan önce asın” der. Bu isteği kabul edilmez oğlu Resik Hüseyin, Seyit Rıza’nın gözleri önünde asılır.

Seyit Rıza’nın son sözü; ‘’Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz.’’
Aldığı cevap; “Oğlunu da asacağız!”
Seyit Rıza; ”O zaman beni oğlumdan önce asın!”
İsteği kabul edilmeyen Seyit Rıza’nın oğlu Resik Hüseyin, babasının gözleri önünde asılır…
“Evlad-ı Kervelayme. Bê gunayme! Ayvo! Zulümo! Cinayeto!”
”Evlad-ı Kerbela’yız. Günahsızız. Ayıptır! Zulümdür! Cinayettir!“

ELİF KELEŞO