Asimilasyoncular tıpkı Türk İslam sentezi oluşturulduğu gibi Türk Alevi sentezi oluşturulmak istiyor. Türkiye’de uzun zamandır böyle bir çaba var. Bazı Alevi kurum başkanları ve dedeleri Hoca Ahmet Yesevi üzerinden uydurdukları hikayelerle Aleviliğin öz halinin aslında Türklere dayandığını iddia etmiş ve toplumun bir kesimini buna inandırmıştı. Ancak hala Alevi hareketi içinde yer alan bu güruhun savunuları toplumun kanaat önderleri tarafından ret edildiği için, değişen konjonktüre de bağlı olarak açıkça rahat davranamamaktadır. Ancak ayrıntılı olarak anlatacağım ve herkesin de sosyal medya üzerinden bilgi sahibi olduğu bahse konu olan yeni kurulacak “Milliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Dernekleri” isimli yapı direk olarak Milliyetçi – Faşist çevreler tarafından kuruluyor. İçerden gibi görünmeye çalışan bu yapı aslında çok uzaktan ve Alevilere karşı düşmanlık eden bir çevreden besleniyor. Ancak ayrıntıya girmeden önce şunu belirtmek gerekir: tüm evrenin değerlerini kendi içerisinde barındıran Kızılbaş felsefesi bu gericiliği kabullenmez ve açılacak bu dernek Kızılbaşları özünde uzaklaştırılmak amacıyla kurulduğu bir gerçektir.

Erzincanlı ülkücü bir gerici tarafından kurulma aşamasında olan “Milliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Dernekleri” Kızılbaş felsefesine sistematik olarak gerçekleşen saldırıların bir parçasıdır. Bu girişimin masumhane bir hale büründürmek tehlikeyi görmemekten başka bir şey değildir.

Kurulacak bu dernek çok uzun yıllardan bu yana Türk İslam sentezi ile yönetilen Türkiye’nin bir projesi ve yansımasıdır. Bazı çevreler uzun bir süreden beri Kızılbaşlara yönelik son derece ahlaksızca söylemler geliştirdiler ve çirkin yaklaşımlarda bulundular. Dolayısıyla da böyle söylemlerle Kızılbaşların kendi değerlerinde ve felsefesinden uzaklaştırılarak sisteme entegre edilmek istenmektedir. Fakat 1000 yılı aşkın bir süreden bu yana süre gelen bu çaba beyhudedir. Kızılbaşların felsefesini bir türlü kabullenmeyen bu sistem defalarca çeşitli yöntemler kullanılarak sonuç elde etmek için her dönemde daha kapsamlı bir yönelim içinde olduğu bugün yapılan saldırıyla bir kez daha açığa çıkmıştır.

Bugün ülkede milliyetçiliğin bulaşmadığı bir karış alan bile bırakılmadı dağlarda tutun da ovalara kadar şehirlerde tutun da köylere kadar halklarda tutun da isimlere kadar asimilasyondan geçirdiği gibi o tertemiz masum ve evrenin tüm renkleri içinde barındıran felsefeyi de yok etmek istiyorlar. Çünkü kendileri milliyetçilik yapmadan yaşamlarını sürdürmeleri imkansızdır.

Bugün başta ülkemiz olmak üzere Orta Doğu coğrafyasında milliyetçiliğin dışında bir felsefenin ve bir yaşam biçiminin hiçbir önemin kalmadı. Tüm insani değerlerin ayaklar altına alındığı bir süreçte geçtiğimiz göz ardı edilmemelidir.

Burada amaç Kızılbaş felsefesinin evrensel değerlere sahip olduğu ve özünde uzaklaştırılmak amacıyla Türk milliyetçi hastalığına bulaştırmak istenmektedir. Fakat şu iyi bilinmelidir ki birkaç kendini bilmez dışında bu felsefe sahip olanların hiçbir gerici faşist kafatasçı milliyetçi bir yapıyı asla teslim olmazlar.

Bu dernek daha kurulma aşamasındayken başta Kızılbaşlar olmak üzere toplumun birçok kesiminin sert tepkisini çekti. Yurttaşlar, Kızılbaş felsefesinin ve yolunun ırkçılıkla bağdaşmadığını hatırlatarak, derneğin asimilasyon faaliyetleri için kurulduğunu belirtiyorlar.

Fakat Kızılbaş felsefesine yönelik saldırıların sadece bununla ibaret olmadı. Ben daha önce de bu ve buna benzer birçok saldırıyla karşı karşıya geldiğimizi kaleme almıştım.

Özellikle Şiacıların Alevi adı altında kurdukları dernekler Alevi toplumunun tepkisini çekerken şimdi de . “Milliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Dernekleri” adıyla bir asimilasyon merkezi oluşturulmak isteniyor.

Fakat Alevi Bektaşi adını kullanan Milliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Derneği’nin kurucusu Fırat Kürşat Aktan yaptığı açıklamada şunları söylüyor. “Osmanlı döneminden bu yana milletimiz büyük bir ayrışmaya girmiştir. Özellikle Şah İsmail ve Yavuz Sultan arasında savaşla zirveye taşınan Alevi-Sünni ayrışması ne yazık ki bir yüzyılda daha devam etmekte.
Şöyle devam ediyor; “2020 yılı geldiğimizde Alevi hareketleri maalesef ki sol fraksiyonlar ile anılmakta. Özellikle de belli bir kesim sanki alevlerin tamam mı solcu veya komünistmiş gibi bir algı oluşturmaktadır.” diyerek son derece mesnetsiz ve bahsi geçen felsefe yine hiçbir alakası kişilerin Alevilerin nasıl bir dünya bakış açısına sahip olduklarını elbette ki bilmesi de mümkün değil.
Bahsi geçen şahsın ülkücü MHP kültürü ile yetişmiş, Erzincanlı bir Alevi olduğu iddiasının ne denli doğru olduğu da bir soru işareti? Bir Diğer husus ise Fırat Kürşad Akten adlı şahsın Alevi bir ailede gelmiş olsa bile her toplumda olduğu gibi Alevi toplumunda da bazı düşkünlerin olması da mümkündür. Çünkü tarihten bugüne kadar nice Hızır paşalarla karşılaşmış ve tarihinin çöplüğünde yerini almışlardır.

Aleviliğin ırkçılık ve milliyetçilikle bağdaşmayacağı tüm çevreler tarafından da iyi bilinen bir gerçektir. Çünkü Kızılbaş felsefesinde 72 millete bir nazarda bakıldığı tüm farklılıkların bir zenginlik olarak gören bir anlayıştır. Böyle bir anlayışa sahip olanların ve bu kişilerin devletin iktidarın Alevileri olduğunu biz çok iyi biliyoruz. Tıpkı bazı çevrelerin Fethullah Gülen ile hareket ettikleri gibi bazı genç Alevi çocukları da asimilasyon sonucu bu hale getirildi.

Fakat burada bir kez daha şunu belirtmekte fayda var. Kızılbaşlık kendine özgü erkânlarıyla, Tıpkı evreni kendi etrafında dönerek yaptığı gibi Semah dönerek cem yapar , bağlama, hakka yürüme erkanı, deyiş, mersiyesiyle’ kendine özgü bir inançtır. Talip, Pir, Mürşit birlemesiyle, zakir, ozan, aşık üçlemesiyle halkla hizmet, Hakka hizmet düsturuyla, insanı merkeze koyan, 72 milleti aynı nazarda gören, doğaya ve doğada yaşayan tüm canlılara saygı duyan, değer veren, tanrı-doğa-insan kutsal üçlemesi, varlığın birliğine Enel Hak diyen, yola ikrar verenlerin yoludur. Dolayısıyla da biz şunu söylüyoruz bizleri tanımak istiyorsanız ve felsefemizi anlamak istiyorsanız ilk önce sizleri evrenin içindeki tüm renkleri bilmeyi ve tanımayı davet ediyoruz. İşte ancak o zaman belki sizler bu felsefeyi arayabilirsiniz.

Yüzyıllardan bu yana direnç göstererek bu güne denk kendi duruşunda taviz vermeden yaşayan bu felsefeyi hiç kimse asimilasyon yoluyla ya da başka yollarla ortada kaldıramayacakları iyi bilmeliler ve düşkünler tarihinin çöp tenekesinde Hızır paşalar, işbirlikçiler, ihanetçiler nasıl yerini aldılarsa, bugün de aynı şeyler olacak ve bu hainlerde tarih çöplüğünde ki yerini alacak.

Sözlerime son verirken küçük bir hatırlatmafa bulunmak istiyorum.

Tekçi anlayışı reddedeli bir hayli zaman oldu…

Ahmet GÜDEN