ARTIK YETER: NE ZAMAN HAKKIMIZI İSTESEK KRİZ VAR DEDİLER!

ARTIK YETER: NE ZAMAN HAKKIMIZI İSTESEK KRİZ
VAR DEDİLER!

Yıllardır yaşanan her krizin faturası biz emekçilere çıkarıldı.
Ülkeyi yönetenler Büyümede rekor kırdık dediler.
Dünya bizi kıskanıyor dediler.
Ama büyüyen Türkiye bizim payımıza hep sahte enflasyon rakamlarına göre belirlenen maaş zamları, daha adaletsiz hale getirilen vergiler, gittikçe güvencesiz hale getirilen bir çalışma yaşamı düştü.
Biz ne zaman hakkımız istesek “kriz var” dediler.
“Aynı gemideyiz batarsak hep beraber batarız” dediler.
Ama bize hep o geminin kazan dairesi reva görüldü.
Bir avuç mutlu azınlık ise bizim alın terimizle,
emeğimizle su yüzünde tutuğumuz geminin lüks kamaralarında keyif çatmaya devam etti.
Bizim cebimizden alınanlar;
Teşvik, vergi affı, vergi yapılandırması olarak sermayeye, patronlara…
Araç, yolcu, hasta garantisi olarak köprü, otoyol, hava limanı ve şehir hastanelerinin müteahhitlerine akıtıldı.
Yıllardır çarşıda, pazarda yaşadığımız enflasyon ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmadığını çocukların dahi bildiği resmi enflasyon sanki gerçek enflasyonmuş gibi gösterildi. Maaş artışlarımız bu sahte rakamların temel alındığı enflasyon hedeflerine göre belirlendi.
Kendine “yetkili sendika”, “yetkili konfederasyon” diyenler oturdukları masalarda sahte enflasyon rakamlarının yarım puan üstündeki mutabakatların altına imza attı.
Hükümetin teklif ettiği rakamların daha altına imza attıkları bile oldu.

Üstelik sözleşmeli-güvencesiz çalışanların kadroya alınması, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması,
gelir vergisi ve ek gösterge adaletsizliğinin giderilmesi başta olmak üzere yıllardır biriken sorunlarımızı
çözmeyen mutabakatları tarihi başarı diye yutturmaya çalıştılar. Sıkıştıklarında danışıklı dövüş oyunları ile topu hakeme attılar.
“İtibardan tasarruf olmaz” diyerek üyelerinden beş, altı kat fazla maaşlar almayı sürdürdüler.

Bizim taleplerimizi savunmak, sorunlarımızı çözmek yerine son model makam arabaları ile her protokolde boy göstermeye devam ettiler.

Bizler ise onların altına imza koyduğu satış sözleşmelerinin bedelini
daha fazla yoksullaşarak, daha fazla güvencesizleşerek ödemeye devam ediyoruz.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi şimdi de pandemi ile birleşen ekonomik krizin enkazı yine bizim
omuzlarımıza yıkılmak isteniyor.
Pandemiye ayrılan kaynaklar nedeniyle işçilere, emekçilere, esnafa, çiftçiye verecek bir şey kalmadığını söylüyorlar.
Oysa devletin resmi rakamları Türkiye'nin Covid-19 ile mücadelede vatandaşlarına en az nakit destek veren ülke olduğunu gösteriyor.

Salgın nedeni ile toplam 52.7 Milyar TL kullanıldığını, bunun 44.2
Milyarının İşsizlik Fonundan, 2.1 Milyarının bağış kampanyalarından karşılandığını, hazineden aktarılanın ise sadece 6.4 Milyar TL’de kaldığını biz söylemiyoruz, devletin resmi rakamları söylüyor. Sadece geçen yıl bütçede hedeflenen 50 Milyar TL fazla vergi toplandı. Vergi yükünü yine biz taşıdık.
Ama her zaman olduğu gibi kaynaklar yine sermaye patronlara müteahhitlere aktarıldı.
Şimdi yıllardır bizim vergilerimizden hazineden bir avuç mutlu azınlığa aktarılar yüzlerce milyar görmezden geliniyor.
Buna karşın pandemiye sağlık harcamaları dahil milli gelirin sadece %1 nin ayrılması büyük bir maliyet gibi gösteriliyor.
Sokağa çıkma kısıtlamalarının olduğu günlerde bile otoyol köprü tünel havalimanı müteahhitlerine hazineden 10 Milyarlarca aktarılması görmezden geliniyor.
Ama pandemiden en çok etkilenen dar gelirlilerin ücretsiz izine çıkarılan kısa çalışma ödeneğine mahkum bırakılan işçilerin kepenk kapatmak zorunda kalan küçük esnafın sınırlı bir kesimine onlarca
şarta bağlanarak, gıdım gıdım verilen 6.4 Milyar çok görülüyor.
Pandemide gece gündüz demeden canı pahasına çalışan covid-19 a yakalanan sağlık emekçilerinin
meslek hastalığı haklarından yararlanması bile yük olarak görülüyor. İlliyet bağı isteriz. Hastalığa yaptığın işten kaynaklı yakalandığını ispatla deniliyor.
Her ekonomik sarsıntıda her krizde sıkılan kemerler hep bizim kemerlerimiz oldu.
Her acı reçete bize yazıldı. İğneden ipliğe zam yağmurunun devam ettiği pandemi koşullarında
giderlerimiz daha da arttı. Maaşlarımız mum gibi eridi
Bugün resmi enflasyon yıllık %15.61 olarak gözüküyor. Ancak bağımsız iktisatçıların yaptığı
araştırmalar yaşanan gerçek enflasyonun bu rakamın en az 2.5 katı olduğunu ortaya koyuyor.
Bugün açlık sınırı 2.800 TL yi yoksulluk sınırı 9.000 TL yi aşmıştır.

Sadece 2020 Ocak -2021 Ocak dönemini kapsayan 1 yıl içinde 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı 1.450 TL
arttı. Ama aynı dönemde bizim maaşlarımızda yaşanan ortalama artış sadece 464 TL de kaldı.
Ortalama Kamu emekçisi maaşı ile alınan çeyrek altın sayısı 2 adet gram altın sayısı ise 3.5 adet azaldı.
Tüm bunlara rağmen hiç kimsenin bizim %3 maaş zammı ile yetinmemizi beklemeye hakkı yoktur.
-Çoktan iflas eden mevcut sisteme son verilerek evrensel sendikal hak ve özgürlüklerde uyumlu grev
hakkı ile tamamlanmış gerçek bir toplu bir pazarlık sistemine geçilmesini,
-Yıllardır sahte enflasyon rakamları ile maaşlarımızda yaşadığımız kayıpların telafisi için gerçek toplu
pazarlık masasının biran önce kurulmasını,
– En düşük kamu emekçisinin maaşının kira yakacak ulaşım gibi sosyal ödemelerle yoksulluk sınırının
üzerine çıkarılmasını,
– Tüm yükün emekçilerin üzerine yıkıldığı vergi adaletsizliğine son verilmesini bunun için kar faiz ve servet gelirlerine tanınan ayrıcalıkların kaldırılmasını belli bir servet düzeyinin üzerindeki zenginlerden servet vergisi alınmasını,
– Birinci vergi diliminin %15 ten %10’a düşürülerek, yoksulluk sınırına kadar olan maaşlardan yapılan
kesintinin birinci vergi diliminde sabitlenmesini, istiyoruz.
Hangi sendikaya üye olursa olsun, ya da bir sendikaya olmasın, tüm kamu emekçilerini insanca
yaşamaya yetecek bir maaş talebine sahip çıkmaya,
Hayat pahalılığına, adaletsiz vergi sistemine karşı emeğin haklarını korumak için birlikte mücadele
etmeye çağırıyoruz.

Filiz CANBAY KONUK
Eğitim-Sen Şube Başkanı
KESK Tokat Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü