Alevilik Nedir? Celal Fırat dede anlatıyor…

Alevilik Nedir? Celal Fırat dede anlatıyor…

Alevilik hakkında konuşan Celal Fırat dede, “Alevilik hakkı yerde, gökte başkasında değil kendinde aramasıdır. Yine aynı anlamda Alevilik hak Muhammed Ali yoludur. Biz bunu böyle pirlerimizden yolumuzdan öğrendik. Alevilik insanın eline, beline, diline sahip olmasıdır” dedi.

“Alevilikte edep yalnızca dile değil gönüllere dolanır” diyen Fırat şu şekilde konuştu:

“Kıble insandır”

“Gönül hakkın misafirine mazhar olacak kadar da temiz tutulmaya çalışılır. Bu nedenledir ki Aleviler ne ararsa Kudüs’te Mekke’de Hac’da değil kendi gönlünde arar bu nedenle kıble insandır. Çünkü hakka ulaşmak insanın kendi nefsinden, kendi gönlünden geçer. Alevilik sonsuz geçmişten gelen kamil insan yetişme yoludur. Yolu barıştır. İbadeti cemdir. Cem dede, ana, talip, gülbank, semah, lokma, deyiş, zakir, adalet, eşitlik, paylaşım, saygı, sevgi, insan okuma ve sanattır.”

“Cemevi birlik, beraberlik, eşitlik, paylaşım, özgürlüktür”

“İbadethanesi Cemevidir. Cemevi birlik, beraberlik, eşitlik, paylaşım, özgürlüktür. Alevilerin hedefi ise rıza şehridir. Orucu Muharrem ayıdır. 12 İmam orucudur. Hızır orucudur. Alevi inancının temelini oluşturan ise ileri görüşlülük ve akılcılıktır, özünde sorgulama ve sınamanın yattığı bir düşünce biçimidir diyebiliriz. İnancımızda insanın doğa ile olan ilişkisi onun varlık koşulları arasından en önceliklisidir. Alevilik doğada yaşam bulan, yaşamı doğa içinde tüm varlıkları ile birlikte olan uyumuyla kutsayan bir inançtır. Geçmişten günümüze bir arada yaşamayı, sosyo-kültürel ve ekonomik koşullara karşı dayanışma ve yardımlaşmayı inançsal kabul eden Alevi toplumu bu yaşamı adalet, güven, hak ve hukuk üzerinde kurmuştur. Bu kurguyu Hızır inancı ile temas ettirerek yeryüzünde eşi benzeri olmayan insani değerler hareketini başlatmıştır.”

“Aleviler her dönem aydınlanma sürecini başlatmışlardır”

“Aleviler içinde bulundukları gerici zihniyete karşı inançlarından asla vazgeçmeyenlerdir ve her dönem aydınlanma sürecini başlatmışlardır. Beylerin, paşaların düzenini felsefeyle, mantıkla, bilimle eleştirmişler ve bu yolda canlarını feda etmişlerdir. Şah Hüseyin’den Pir Sultan’a ve nice aşıkların, ozanların kelamlarını dillendirmişlerdir. Bizler inancımız gereği gerici düşünce, bağnaz ideolojinin etkisi altında bulunan toplumu aydınlatmaya onların kafasındaki hurafeleri yıkamaya, ön yargılarını açıklamaya sazımız ve sözümüzle devam edeceğiz. Bizi başkalarına benzetmeye çalışanlar var. Nesimi’ye kulak vermeye davet ediyoruz onları. Hani der ya:

“Sorma be birader mezhebimizi. Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır. Çağırma meclis-i riyaya bizi. Biz şerbet içmeyiz, dolumuz vardır. Biz müftü bilmeyiz. Kıl-ı kal bilmeyiz, ifta bilmeyiz. Hakikat şehrinde hata bilmeyiz. Şah-ı Merdan gibi Alimiz vardır. Nesimi özünü farşa etme sakın. Ne bilsin ham ervah, dost likasın hakkın. Hakkı bilmeyene hak olmaz yakın. Bizim hak katında elimiz vardır.”

Hepinizi saygı ve selamla selamlıyorum. Hızır hepimizin yoldaşı olsun. Aşk ile…